[Salonda uyuyakaldığım bir gecenin daha ardından içime öyle dert oldu ki bu durum, yatağıma kıvrılıp yattığımda elimde telefonla yazmaktan kendimi alamadım. sonrasında ise buraya kaydetme ihtiyacı ile kavruldum. haydi hayırlısı. sabah 6.23.]
Geceleri erkenden uyumaktan oldum olasi haz etmem aslinda. Hatta oldum
olasi erken yatanlarin gecenin sessizligi, hatta gecenin muzigini (ah
phantom ah, bu christine ezik raoul'u secmeseydi iyiydi, neyse)
kacirdigini dusunur, biraz da acirim bu insanlara. Cunku gece, belli bir
esikten sonra gunduze baglanan bir zaman diliminden ziyade, tum
dusuncelerimin, tum ogrendiklerimin suzuldugu bir mabet gibi gelir bana.
Ustelik ayni zamanda 'Ya sen bu kadar cok diziyi nasil ne ara
izliyorsun?' sorularinin muhatabi da gecedir. Gece sessizliginde
sevdigin birseyle ugrasmak, ona kafa yormak, onun senin uykunu
kacirmasi, hatta aglatmasi, sonra kendini sicak suyun altinda ustunden
tum yuklerini akitirken bulmak, uykuya daldiginda tum hafizanin temize
cekilecegini bilirken o kadar tatlidir ki! Sabaha kadar sohbetler, o
saatsizlik ve zamansizlik olgusu, insana tipki bir zaman lordu kudreti
verirken, bazen geriye cekilip keske 'what was and what will ever be'yi
gorebilsem' diye dusunurken tipki onlar gibi, nasil tatli olmasin ki
gece? Sesler yankilanirken, dunyanin yarisi seninle uyanikken, bir
yerlerde hayatlar yasanip sen onlardan bambaska diyarlarda oscar
haberlerini tam da o an alirken, nasil uykusuzluktan sikayet eder ki
insan? Dolayisiyla tipki haftasonu gece ciktiginda bir gun daha yasayip, 2
gunun sonunda 4 gunluk tatil yapmak gibi bir his verir bana geceler. 'Aaaa uykuyla tatilini
harciyorsun' diyenlere yan yan bakmaktan ote, bos bos bakma sebebidir hatta gece. Uzun sohbetler, kadehler, kadeh sepetleri, kacmak, kovalanmak,
kovalamak, kosmak, kosamamak, yuruyememek. Gecenin o essiz muzigi ile
raks etmek gibi var midir desem yeridir!
Ama bu aralar ne oluyorsa bana, erkenden uyuyakaliyorum. Yorgun
hissetmiyorum. Ama uyuyorum. Hani desem ki patlattim korku dizisini,
korkudan sizmisim, o da degil. Bildigin, telefonu duymadan, kardesimin
'hadi yatagina gec abla' serzenislerini hatirlamadan dahi uyuyorum
salonda. Kucagimdan bilgisayar aliniyor kenara konuluyor o derece!
Ustelik bir de bu aksam misal muhtesem yuzyil izliyordum! Bu durum beni
uzuyor. Put me out of my misery already demek istiyorum sayin seyirciler.
Sabahlari alarmimi duyuyorum mesela birkac sabahtir, ilginc bir durum.
Normalde hayatta duymam ki! Surunerek kalkarim. Garfield'in turkiye
subesiyim vesselam. Ama birkac sabahtir istedigim saatte uyanabiliyorum
mesela. Cok cilgin bir durum dogrusu. Yan yan baktigim, geceyi
kaciran insanlardan birine mi donusuyorum ben? O sessizlikte uyumayi
secen bunyem bana ne demek istiyor? Yoksa cuma cumartesi evde oturup
saat 11'de uyuyacak miyim? Daha da kotusu, sabah 10'da mi olacak benim
uyanma saatim?
Hayatta bunca mucadele varken, hastaliklar, gunluk stresler, bir gunle
geride birakamadigimiz stresler, yorgunluklar, death itself varken
karsimizda, hayatimi istedigim gibi yasayamamak olgusu en sevdigim
zamani benden calarak hayatimin ortasina bagdas kurup bloke ederse beni
ne yaparim?
Dusundugumde anliyorum ki, yaslanmaktan korkmuyorum. Saclarima dusen
beyazlara, sevdigim sarkilarin seslerinin yitip gitmesine, enerjimin
beni ayakta tutamamasina, hatta aciyla, kederle, icimde bitmek bilmeyen
firtinanin ugultusuyla kulagim sagir olarak, ellerim titreyerek,
gozlerim dolarak, gozyaslarimi uzaklastirmak icin basimi sallayip arka
fondaki ingiliz hasta muzigini degistirerek ve tum bunlarin bir daha
beni asla bulmamasini dileyerek, tahtaya vurarak, dilimi isirarak,
uykumu tekrar kacirarak soyleyebilirim ki sabah gelen telefonlarla
yollara dusmeye dahi alisabilir insan diye dusunuyorum. Ama enerjim
varken onu oldurmek? Buna katlanamam. eva peron, hayalleri,ruhu ve hayatini vucudu kaldirmadiginda ne yapmisti? Hic! Koca bir hic!
Caresizce bekleyis, tanik olus, seyredisten baska ne gelmisti elinden?
Yok... Bu cok aci... Arjantin aglamasin arkamdan.
Sabahinda kolay uyanmak dunya tatlisi ve dunya tatlisi seyleri insanoglu
her zaman ister. Istemek az bile. Arzu eder. onunla kavrulur. Ta ki
elde edinceye kadar oyle degil mi? Dedim ya, arzu ve istek ayridir.
Hatta belki de yaslilikta az uyumanin, az uykuya ihtiyacimizin olmasinin
sebebi budur. Ilginc bir evrimlesme ile herkes erken kalkmakla yitip
giden ve iki kati tatille yasayamadigi genclik gunlerini geri kazanmak
ister, ama olmaz. Oyle degil mi?
Erken kalkmak zorunda olmadigim sabahlarda gozum yok. Cidden.
Arzuluyorum o ayri. Ama fiilen birsey yapmiyorum bu konuyla ilgili.
Bazen cogu kisinin dedigi 'aman cocugun olursa onun bir harfini duyar
duymaz kalkarsin, o zaman uyku hafifliyor' yorumlarini aklimdan gecirip
gulumsuyorum. Elimde degil, accayip gulumsuyorum. Arzudan da degil bu,
yok. Daha kuvvetli bir his. Ask mi demeli? Ya da dusunmeli. Arzudan da
kuvvetlisi ne ola ki acaba insan hayatinda?
Ben sadece, gecelerimi istiyorum. Hepsi bu.