Kitap okumak... Nedir diye hayatimin herhangi bir evresinde sorsaydiniz
bana, hemen bir tanim yapabilirdim. Hic dusunmeden. Cunku oldum olasi
benim icin kitap okumak baska dunyalara gitmek demek. Karakterlerle
beraber kacmak, ormanda beraber kosmak, calilarda beraber saklanmaktan
ote bir sey bu. Dugun oncesi gelen kara peceli kadinin siluetini
gorunce/okuyunca, kaninin cekilmesi demek. Ruzgar uguldarken o meshur
tepede, battaniyeyle ortmek demek kendini, ellerinin buz kesmesi demek.
Diyorum ya, kitap okumak baska dunyalara gitmek demek benim icin. Gidip
gormek degil, okudugum surece, hatta okuduktan sonra bile yasayabilmek, o
anilari kendime yazabilmek demek. Iste bu yuzden, artik kitap okumak
ozgurluktur demeye baslayacagim galiba. Cunku baska dunyalara gitmek zor
degil. Baska dunyalara gidebilecegine inanmak zor. Baska dunyalara
inanmak zor. Kurgu bunlar, aglanir mi hic diyenlere inat, inadina
aglamak, inadina uykunun kacmasi zor degil. Gittikten sonra geri donmek
zor. Kendi gercekligine sigmak zor. Gercekligini kabul etmek. Zor.
Bugun sevdigim, ustelik sadece bir kitabini okuyup da sevdigim, ama bol
bol quote'larini takip ettigim bir yazarla bulustuk yeniden. Iki dost
cay sohbeti eder gibi, o anlatmaya basladi oykulerini. Ben dinledikce
keyif aldim ve tipki cayla gelen minik kurabiyeler gibi tadina
doyamadim. Ama oburluk yapmayip, yarina da biraktim. L'ame de paris
dedigini duyar gibiyim Marlene'in. Venedik sokaklarinin ruhu, ruhumu
Paris gibi sarmadi, saramaz hic bir zaman inanmiyorum buna, dogrudur.
Ama cok sevgili dost, bu gece beni San Marco meydaninda uzaktan duydugum
gitar sesleriyle sarhos ettin. Senin ruhun nerelerde, keske bir oturup
konusabilsek.
Neyse efendim, uzun lafin kisasi #currentlyreading Nocturnes - Kazuo Ishiguro.