Çok fazla detayına girmeyeceğim. ama şunu söylemeliyim ki dördüncü sezondan beri izlediğimiz river song story arc bence bitirilebilecek en güzel şekilde bitirildi.
en son the name of the doctor'a gelen river'ın bir daha gelmeyecek olması ihtimali nefesimi kesmiş, kabuslardan kabuslara, sıkıntılardan sıkıntılara sürüklemişti. ama bu bölüm bittiğinde derin bir huzur içerisinde, sakin nefeler alıyor ve gözyaşlarıma hakim olamıyordum.
flashback'lerle beni yakalayan son, o ilk/son diyalogla zaten kalbimi fethetti. ama herşey bir yana capaldi ve kingston'ı yanyana görmenin dayanılmaz güzelliği, sanırım en güzeliydi.
river'ın doctor'un kendisini hiç tanımadığı yüzüyle karşılaştığı silence in the library bölümünden bu yana, river'ın matt'in doctor'unu tanımadığı kill the hitler'e kadar herşeyi gördük sanıyordum. ama böylesini hiç hayal etmemiştim. doctor'un hüznü, yüzünün o fotoğraflarda olmayışı. ay allahım yeminle yazarken şu an bile daraldım.
hello sweetie hiç bu kadar anlamlı olmuş muydu acaba diye düşünüyorum mesela şu an. ya da how long is a day in the dark? cümlesi geliyor ingiliz hasta'dan aklıma.
şimdi internetlere baktığımda bu bölümün en düşük reytingli xmas special'ı olduğunu öğrendim. ama bence bu bölüm uzun soluklu bir hikayenin tam ters ucunda biten bir sondu. çok güzeldi. doctor'un sözleri kadar bakışları da capaldi'nin ne kadar harika bir seçim olduğunu hepimize yeniden gösterdi. moffat belki de iki bölüm kalbimi kazanan bölümler yazarak ömrümden ömür almadı ve rekora koştu. geriye doctor'un aşağıdaki sözleri kaldı a dostlar.
izleyin, izlettirin. ters zamanlarda karşılaşan iki zaman yolcusunun hikayesi.
diyelim ki toplam 100 kez görüşüyorlar. biri diğerini 100. kez gördüğünde diğeri onu 1. kez görüyor. yani aslında 49. buluşmaya kadar birisi, diğeri daha çok tanıyor. ama 51. buluşmadan sonra artık diğer taraf daha çok tanımaya başlıyor. üstelik bu kişiler kronolojik buluşmuyorlar. 11-54-88-33. buluşmalar var. her seferinde, river karşımıza çıktığında kaçıncı buluşmada olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz. belli bir noktadan sonra da doctorlar değiştikçe buluşma sayısını hesaplamaya çalışıyoruz. öyle güzel bir ilişki yazılmış ki, ilk buluşmaları hem acıklı/hüzünlü, öyle güzel kurgulanmış ki son bölümleri yine tatlı/acı. kolay kolay böyle bir hikaye bulamazsınız a dostlar, benden söylemesi. doctor who'ya başlayıp koptuğum dönemde river song'la (o zamanlar benim için doctor elizabeth corday'di kendisi ER'dan ötürü) tanışınca meraktan en baştan başlayıp diziyi 6. sezonunda, tam da ortadaki bölümde neredeyse tüm gizemin çözüldüğü bölümde yakalamıştım. dizi başlatan türden bir hikaye diyorum evet.
daha da yazmıyorum efendim, malumunuz:
spoilers!